Yolculuk daha derinlere...

 

Kiva'nın kuruluş hikayesi kendini bulma, kendi değerlerinin farkına varma ve sahip olduğumuz değerlere çoktan hak ettiği yeri vermek olarak özetlenebilir.

 

Uygarlık tarihini yazmanın birden fazla yolu var, tarihle, arkeolojiyle, sosyolojiyle, iktisatla, mühendislik ya da mimariyle yazılabilir. Mutfak da bu yollardan biridir, ya da en lezzetli yoldur diyelim. Toplumların yeme içme alışkanlıkları bilimsel olarak ele alındığında, toplumlar arası, ekonomik- ticari- sosyal ilişkiyi, diğer birçok bilim alanından çok daha net, çok daha tartışmasız ortaya koyar.

 

Yaşadığımız coğrafya binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca sayısız yerleşime sahne olmuş bereketli topraklara sahip. İnsanoğlunun yeryüzünde kurmuş olduğu uygarlığın en eski izlerini bu topraklarda sürebiliyoruz. Günümüzden 12 bin yıl öncesinde başlayan tarımsal faaliyetler ve ondan çok daha önce, insan ekonomisinin temel dayanağı olan avcılık ve toplayıcılık bugün Anadolu yeme-içme kültürünü oluşturan temel etkinlikler olarak halen süregeliyor. Bunun üzerine bir de, bu verimli coğrafyada yaşama şansı bulmuş birbirinden farklı kültürlerin sahip olduğu farklı pişirme teknikleri, baharatı ve malzemeyi kullanmadaki maharetlerini eklediğimizde ortaya heyecan verici bir zenginlik, tadına doyulmayan lezzetler ve akla- hayale sığmayan bileşimler çıkıyor.

 

Bugün ülkemizde yeme-içme sektörü yükselen bir ivme kazandı. Özellikle Anadolu kentlerinde, kendi kültürünü, yemeğini, folklorünü, tarihi değerini tanıtmanın kent ekonomisini geliştiren etkisi çoktan fark edilmiş durumda. Bu işe gönül veren, hayatlarını doğup büyüdüğü şehri, önce ülkesinde, sonra da dünya çapında tanıtmaya çalışan yöre insanlarıyla karşılaşıyoruz. Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyünün, bölgesel- organik üretiminin tanıtım ve pazarlanması için web sayfası kurduğuna tanık oluyoruz. Anadolu'nun tüm şehirlerinde yöresel tatları öne çıkaran ve binlerce yıllık bir birikimi yaşatan birçok restoranın varlığına şahit oluyoruz. Bu restoranlar, bir yandan yazılıyor-çiziliyor ya da televizyon programlarına konu ediliyor, diğer yandan büyük şehirlerden adını duyarak gelen gurmeleri ağırlıyor. Bütün bu çabalara bölgesel üretimin niteliğini artırmak, tarımsal üretimi dünya standartlarına yükseltmek gibi konularda çalışan, organik ürünler sunan, yayınlar yapan dernek ya da vakıfları da eklemek gerekiyor.

 

Büyük şehirlerde ise durum biraz daha farklı, özellikle İstanbul'da var olan mekanlara her gün bir yenisi daha eklense de, yükselen trend, yabancı mutfakların veya markaların ülkemize getirilmesi, moda mekanlar yaratılması ya da, yeni tarz Fast-food zincirleri oluşturulması yönünde ilerliyor. Türk mutfağı dendiğinde, bugün bile börek salonları, ev yemekleri, kebap salonları, işkembeciler ve markalaşarak ayakta kalabilmiş muhallebicileri sayabiliyoruz. Elbette, Osmanlı Mutfağı ve Türk mutfağını bir Akdeniz mutfağı olarak ele alan değerli birkaç restoranı da unutmamak gerekiyor. Her birini kendi başına vazgeçilmez bulduğumuz bu oluşumlara, Kiva'ın katkısı başka bir yöndedir ve herkesi içine alan bir özellik taşımaktadır.

 

İstanbul! Bir küçük Türkiye ama koca bir dünya… Tüm bu çeşitliliğin içerisinde kanımızca eksik kalan bir yanımız var; Anadolu halk mutfağı! Yani birçoğumuzun aile mutfağı, anne yemeği, çocukluk anısı, özlemi, arayışı...

 

Binlerce yıllık Anadolu mutfağının temsilcisi olabilmek büyük bir iddiadır. Bu iddiaya kimse tek başına sahip olamaz. Ancak Kiva'ın ortaya çıkış amacı, Anadolu'dan çıkıp gelen, büyük şehirlere yayılan bu kültür mozaiğini, etnik özellikleri de içine katarak yansıtabilmektir. Sadece yemekleriyle değil, mekanın da özgün tasarımıyla yüzde yüz Anadolu, yüzde yüz kendimiz olanı aradığımızı söylemeliyiz.

 

Bunca zaman müziğimizden, yemeğimizden, danslarımızdan ayrı kalışımızın, ya da tüm bunlara yüz çevirmiş olmamızın nedenlerini ortaya koymak bizim işimiz değil. Ancak Kiva'nın mutfağında pişenler eğer, çocukluğumuza, gençlik anılarımıza, sevdiklerimize doğru bir yolculuğa çıkarıyorsa hepimizi, doğru yoldayız demektir.

 

Galata Kiva Ekibi